1. Haberler
  2. Köşe Yazıları
  3. YARDIMA KOŞALIM…

YARDIMA KOŞALIM…

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

6 Şubat, hiç birimiz için sıradan bir gün olmadı asla. Sabah gözümüzü açtığımızda, henüz hazırladığımız çayı/kahveyi dahi yudumlamadan, televizyonu açar açmaz duyduğumuz haber karşısında kahvenin yudumları boğazımızda kaldı. Tam on ili, yaklaşık on beş milyon yurttaşı doğrudan etkileyen, Cumhuriyet tarihinin en büyük ikinci, belki de yarattığı yıkım noktasında en büyük depremi karşısında nutkumuz tutuldu, ciğerimiz yandı, nefesimiz kesildi. Kar, ayaz , tipi, soğuk nasıl yapacak bunca insan, derken aynı coğrafyada, aynı şiddette bir kez daha yaşanan sarsıntı, sadece o bölgeyi değil tüm Türkiye’yi de yıktı.

Gün birlik olma, yaralara merhem olma günü dedik ama sosyal medyadan düşen görüntüleri izledikçe insanlığın doğal afetler karşısında yaşadığı çaresizliğe, iktidarın ve devletinde depreme ne kadar hazırlıksız yakalandığına da şahit olduk. Ancak yüz binlerce vatandaşımızın mağduriyeti ve yaşadığımız acılar nazara alındığında, yine gün birlik olma günü demeden de kendimizi alamadık.

Yazacak çok şey var, sorulacak çok soru var. Ülkemizin, deprem kuşakları üzerinde bulunan bir coğrafyada yer aldığı konusu hepimizin malumu ve nüfusumuzun yaklaşık yüzde 95’i deprem tehlikesi altında yaşamakta olduğu da bir gerçek. Batı Anadolu, Doğu Anadolu, Kuzey Anadolu, Marmara Bölgesi derken ülkemiz doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine yıkıcı deprem riski taşıyan fay hatlarıyla dolu. Yıkıcı depremler bir bölgede kendini her yıl sürekli hatırlatmıyor mu? Sürekli yaşanan yıkımlar ve can kayıpları sıradan olaylar mı? Ortak bir toplumsal bilincin oluşması gerekliliği sürekli zikredilmekte ancak yaşanan tüm sorunlar, alınması gereken tüm tedbirler halının altına sürekli niçin süpürülmekte? Günümüz şartlarında, deprem felaketi karşısında yapabilecek bir şeyler olmadığını söylemek mümkün mü?

Deprem sonrası yaşanan çaresizliğe, insanların kaderine terk edilmesine isyan etmeyen tek bir yürek çıkabilir mi? Evet dostlar, çok şey var yazacak ve dile getirilecek ancak yaramız taze. Çok ciddi bir felaketle karşı karşıyayız. Zaman, klavye başında popülist şeyler yazma zamanı değil; zaman, yardım zamanı. Zaman, icraat zamanı. Zaman, suçlu arama zamanı değil; zaman, yaralara bir nebze de olsa merhem olma zamanı. Zaman, hesap sorma zamanı değil; zaman, taşın altına elini koyma zamanı. Elbet şapkayı önümüze koyup düşüneceğimiz, hesap soracağımız vakit de gelecek. Ancak zaman, bireysel de olsa az çok demeden yardım ve kenetlenme zamanı.

Öz cümle ve nihayet; Yaşanan deprem felaketi nedeniyle az çok demeden her kesime yardım çağrısı yaparak, İlber Ortaylı’nın atmış olduğu tweet ile gelsin.

“Acil. Acil. Acil. Dünya inşaat sektöründe ilk sırada yer alan bu ülkenin müteahhitleri nerede? İş makinaları nerede? Vinçler, Ekskavatörler acilen bölgeye sevk edilmeli. Şu an zamanla yarışılıyor. Yarın çok geç olabilir. Binlerce insan büyük umutlarla iş makinalarını bekliyor.”

HEP BİRLİKTE YARDIMA KOŞALIM…

Kalın Sağlıcakla…

YARDIMA KOŞALIM…
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir