Gençlik elde iken pek kıymeti bilinmez. Yıllar su gibi akıp gittikten sonra, hayatın gerçekleri ile yüz yüze kaldığınız zaman, elinizde olan o müthiş değerin kıymetini anlarsınız lakin vakit geçmiştir.
Rahmetli Feride nenemim bir lafı aklıma geliyor… “Gençlik uçar kuş, yaşlılık naçar iş…” ne kadar doğru bir sözmüş…
Gerçi yaş itibari ile çok ilerlememiş olsam da artık gençliğin bitmek üzere olduğunu ve orta yaş dönemine girdiğimi hissettirecek emareleri de yaşamaktayım.
Bir kere insanın ruh hali tamamen değişiyor. Bazı sözler kulağınıza çarpmaz iken bazı haller canınızı yakabiliyor. Sabah uyandığınızda yirmi sene önceki gibi uyanmıyorsunuz mesela… ne diyeyim örnekleri çoğaltabiliriz.
Dışarıdan baktığınızda gençler ile ilgili anılarınız aklınıza geliyor olabilir, lakin zamane şartları bazı yönden iyi iken bazı yönlerden kötü olabiliyor. Gençliğin sosyalleşme ile ilgili sıkıntılarının olduğunu gözlemliyorum mesela. Herkesin elinde bir cep telefonu, kulağında kulaklığı kendi teknolojik dünyasında adeta kaybolmuş vaziyetteler…
Belki bütün toplum bu halde olabiliyor ama belli bir yaşın üstündeki insanların zaman zaman insan sohbetlerine katıldıkları veya bir konu hakkında karşılıklı diyaloğa geçtiğini görebiliyorsunuz.
Lise çıkışında arkadaşlar ile beraber toplanırdık. O zamanlar Elazığ’da kafe sayısı ancak bir elin parmakları sayısı kadardı… Bir araya gelip sohbet edip güler eğlenirdik… Teknoloji ise bugün ile kıyaslanamayacak kadar geri idi. Arkadaşımızla buluşmak istediğimizde onun evine gider, zile basıp, aşağı gelmesini isterdik. Çıkıp biraz turlamak, arkadaşınızın evde olma şansı ile olabilirdi. Belki bir yere gitmiştir. Ya da dersi vardır. Cepten arayıp sorma ya da whatsapp’dan yazma şansınız yok idi.
Cumartesi sabahı, lise arkadaşım Kürşat Bilge’yi almak için oturdukları 4 katlı binanın zilini çalmış, asansör olmayan binada o kadar kat çıkmaya üşendiğim için açılan dış kapıdan yukarıya bağırmıştım…
“Deniz ben aşağıda bekliyorum…” Yukarıdan gelen ses aradan otuz beş küsur sene geçmesine rağmen hala aklıma gelir ve tebessümle gülerim. Benim yukarıya seslenmeme karşılık, Kürşat’ın küçük kardeşinin “ Geliyoyuummm…” diye seslenmesi unutulacak bir gün değildi… Tabi küçük kardeşimiz aşağıya gelmedi, Kürşat indi ve biz dolandık ama her buluştuğumuzda bu olay aklımıza gelir ve güleriz…
Güzel hatıralarımız birikmiş, sağlam dostluklar kurmuşuz. Yıllar geçip, hayat her birimizi bir tarafa savursa da temeli sağlam olan dostluklar, bir araya geldiğinde tekrar aynı güzellikle devam edebilmekte.
Zamane gençliğinin de bu şekilde olmasını çok arzu ediyorum. Sosyal medya üzerinden kurulan dostlukların pek de sağlam olamayacağını, birlikte bir şey yaşanılmadığı, paylaşılmadığı müddetçe uzun süreli dostlukların, gelecekte ne şekilde ortaya çıkabileceğini kestirmek zor olabiliyor.
Gençlik umudumuz, gençlik geleceğimiz, gençlik bu güzel vatanımızı emanet edebileceğimiz en değerli varlığımız… Onların bizi biz yapan değerleri bağlı olmasını ve bu çizgi üzerinde ilerlemesini istesek de, değişen dünya ve insanoğlu, bizlerin bu düşüncelerinden uzağa doğru gittiğini görmekte ve pek de bir şey yapamamaktayız. İyi olmasını umut ediyoruz. Gençliğe yardımcı ve destek olmak,
onlara iyi bir ülke ve vatan bırakmaya çalışıyoruz.
Eski bir Elazığ deyimi ile yazıma son veriyorum. “İYİ OLUR ZAAR…”
Kalın sağlıcakla.


