Ne ara bu hale geldik dediğinizi duyar gibiyim.
Toplum olarak özellikle bazı konularda son derece
hassas bir yapıda olduğumuz dünyanın dilindedir. Mazlumların, ezilenlerin yanında olmuş, tarih boyunca bu çizgiden sapmadan bugünlere gelmişiz… Yaşandığımız acı tecrübelerin ışığında, biraz da yönetimsel hataların sonucunda artık bu özelliğimizi kaybetmeye başladığımı düşünüyorum.
Özellikle yaşadığımız şehirde bazı mahalleleri ziyaret ettiğinizde bu fikre katılmamak, objektif bir bakış açısı
olamayacaktır. Çevrenize baktığınızda sanki farklı bir ülkede olduğunuzu hissediyorsunuz. Sokak tanıdık, yollar bildik, ancak yaşayan insan profili tamamen değişmiş durumda… Sokaklarda top oynayan çocukların arapca bağırışları, farklılaşan insan bakışları, yaşam tarzlarındaki farklılıklar size bunu fazlasıyla hissettiriyor. Benim ülkemde, misafir olan kişinin, benden daha çok itibar ve öncelik görmesi toplumda zamanla ortaya çıkacak bir sürü soruna neden olacaktır. Bunun sonuçları ile mutlaka toplum olarak yüzleşeceğiz.
Kültürümüzün elinizden kaydığını hissedebiliyorsunuz. Bu kültür bize yakın ama bizim kültürümüz değil. Bizi biz yapan değerler ne yazık ki kaybolmaya yüz tutmuş…
Komşuluk, büyüğe saygı, yardımlaşma gibi meziyetlerimiz kayboluyor. Bunun ortaya çıkmasında, bir sürü iç ve dış faktörlerin etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Televizyon dizilerimiz, sosyal medyamız ve bunun gibi faktörler özellikle genç nesiller üzerinde tamiri imkânsız hasarlar vermektedir. Herkes kolay yaşamanın, çabuk yoldan zengin olmanın ve hayallerine en kısa yoldan ulaşmanın derdinde…
Oysa içinde yaşadığımız hayat hiçte öyle dizilerde göründüğü gibi değil. Hayatta belirli bir yere ulaşmak için mutlaka çaba sarf etmelisiniz. Emeksiz, bilgisiz ve kısa yoldan ulaşılan çözümler geçici olmakla beraber, yanlarında aklınıza gelmeyecek birçok sıkıntıyı da getirecektir. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi " Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar. & quot;
Tüm bunlarla beraber toplumumuzun da duyarsızlaştığını düşünenlerdenim. Yaşamakta olduğumuz değişimler küçük olsa da yıllar içerisinde üst üste eklediğiniz zaman ortaya büyük bir değişim olduğu gerçeği çıkacaktır.
Suya Atılan Kurbağa Teorisini belki duymuşsunuzdur. Bir kurbağayı kaynar suyun içine atarsanız tepki olarak kendini hemen dışarı atar. Ancak, aynı kurbağayı ılık suyun içine korkutmadan koyarsanız öylece kımıldamadan durur. Suyu yavaş yavaş ısıtırsanız sıcaklık yükselirken kurbağa hiçbir şey yapmaz tersine keyif de alır. İşte halimiz tam da buna benzemektedir. Yavaş yavaş duyarsızlaştırılıyoruz ve belki de bundan keyif bile alıyoruz.
Türk tarihinin ilk yazılı vesikası olan Orhun Kitabelerindeki sözler aklıma geliyor…
Ey Oğuz beyleri, halkı işitin: Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe senin ilini (devletini) ve töreni (yasalarını) kim yıkıp bozabilir? … Titre ve kendine dön.


